KüreselleÅŸen Dünyada Yoksulları Bugünü ve Yarını

Mayıs 9, 2006

kureselKÜRESELLEÅžEN DÜNYADA YOKSULLARIN BUGÜNÜ VE YARINI KüreselleÅŸme yoksulları nasıl etkiliyor? KüreselleÅŸmenin yoksul ülkeleri nasıl etkilediÄŸini araÅŸtıran Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Pranab Bardhan saygın bilim dergisi Scientific American'da yer alan yazısında küreselleÅŸmenin tek başına yoksulluÄŸu artıran bir faktör olmadığını, yerel yönetimlerin gerekli önlemleri aldığı takdirde uluslararası ekonomiye entegre olmanın yoksul ülkelere yarar saÄŸlayabileceÄŸini ileri sürüyor. Ulusal sorunları çözmeden yeni pazarlar yaratmak, insanların olumsuz koÅŸullarda rekabete girmesi anlamına gelir ve bunun da sonuçları çoÄŸunlukla yoksulluÄŸun daha da derinleÅŸmesi demektir. Sonuç olarak, küreselleÅŸme karşıtlarının iddia ettiÄŸi gibi, geliÅŸmekte olan ülkelerin önündeki temel sorun küreselleÅŸme deÄŸildir. DiÄŸer taraftan serbest ticareti destekleyenlerin büyük bir heyecanla savunduÄŸu gibi, küreselleÅŸme, bu ülkeler için tek çözüm de deÄŸildir. KüreselleÅŸmenin yoksulluk ve eÅŸitsizliÄŸi nasıl etkileyeceÄŸi konusu taşıdığı önem açısından uluslararası terörizm veya küresel ısınma tartışmalarından aÅŸağı kalır yönü yoktur. Ekonomi yazarları ve uluslararası resmi otoriteler, kendi aralarında, küresel serbest piyasanın yoksulların ufkunu geniÅŸleteceÄŸini dile getirirken, küreselleÅŸme karşıtları bu düÅŸüncelerin tam tersini savunarak küreselleÅŸmenin yoksulluÄŸu daha da artıracağını söylüyor. Ancak unutmamalı ki insanların düÅŸünceleri, gerçek olaylara dayanan kanıtlarla ters orantıda geliÅŸebilir. KÜRESELLEÅžMENİN TANIMI Pek çok tartışmalı konuda olduÄŸu gibi, farklı insanlar aynı sözcüÄŸü kullanarak farklı ÅŸeyler söylemeye çalışır. Bazıları "küreselleÅŸme"yi haberleÅŸme teknolojisine ve sermaye hareketlerine küresel eriÅŸim olarak deÄŸerlendirirken, bazıları zengin ülkelerdeki ÅŸirketlerin üretim faaliyetlerini dış ülkelerdeki taÅŸeron ÅŸirketler üzerinden yürütmesi olarak algılayabilir. Bir diÄŸeri küreselleÅŸme sözcüÄŸünü, ÅŸirket topluluklarının kapitalizmi veya ABD'nin kültürel ve ekonomik hegemonyası yerine kullanabilir. Bu makalede küreselleÅŸme ekonomik boyutuyla ele alınmıştır. Yani burada küreselleÅŸme, dış ticaret ve yatırımın sınırların ötesine taşınmış olması anlamında kullanılıyor. Bu sürecin ücretleri, gelirleri ve dünyadaki en yoksulların kaynaklara eriÅŸimini nasıl etkileyeceÄŸi sorusu öne çıkıyor. Bu soru aslında bugün sosyal bilimlerin en önemli sorularından biridir. II. Dünya Savaşı'ndan yaklaşık 25 yıl sonra Afrika, Asya ve Güney Amerika'daki geliÅŸmekte olan ülkeler, ülkelerini dünyanın geri kalanından izole ettiler. Ancak bu tarihten sonra, pek çoÄŸu pazarlarını dışarıya açtılar. ÖrneÄŸin 1980 ile 2000 yılları arasında Çin'de mal ve hizmet ticareti, Gayrisafi Milli Hasıla'nın (GSMH) yüzde 23'ünden yüzde 46'sına çıkarken, Hindistan'da yüzde 19'tan yüzde 30'lara çıktı. Bu deÄŸiÅŸiklikler yoksul ve geliÅŸmekte olan ülkelerde bir takım sıkıntılara yol açmakla birlikte, bazı olanaklar da yarattı. Bu olanaklardan bazıları yararlandı; bazıları da fırsatları yeterince deÄŸerlendiremedi. Bunun nedeni ülkelerin siyasi ve ekonomik kurumlarının iÅŸleyiÅŸ tarzıydı. Bütün bunların net sonucu genellikle çok karmaşıktır ve her ülkenin özel koÅŸuluna göre deÄŸiÅŸir. KüreselleÅŸmenin yol açtığı olumsuzluklara karşı önlem almak için bu karmaşıklığı çözmek önemlidir. NE BAÅžA BEL, NE DE HER DERDE DEVA Serbest ticaretin temeli yüzyıllık bir geçmiÅŸi olan görece avantaj ilkesine dayanır. Burada temel fikir, ülkelerin üretmekte en baÅŸarılı oldukları ürünleri dışarıya satıp, diÄŸerlerini ithal etmeleridir. Dünyanın önde gelen ekonomistleri bu ilkeyi kabul etseler dahi, potansiyel kârlar ve gerçek maliyetlerin dengesi konusunda farklı düÅŸüncelere sahip olabilirler. Serbest piyasa ekonomisini destekleyenler, uluslararası uzmanlaÅŸmanın ve yatırımların herkese yarar saÄŸladığı konusunda hemfikirler. Bu kiÅŸiler uzmanlaÅŸmanın yararlarının uzun vadede kâra dönüÅŸebileceÄŸini ileri sürüyor. Bu süreç içinde insanların ve kaynakların tümüyle hareketli olacağına ve düzenlemelerin yalnızca kısa vadede sıkıntı yaratacağına inanılıyor. KüreselleÅŸme karşıtlarının birinci iddiası küreleÅŸmenin zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapacağı yönündeki inançlarıdır. Oysa küreselleÅŸmeyi savunanlar, bu sürecin yoksullara destek olacağına inanıyor. Ancak gerçek yaÅŸamda olup bitenlere bir göz atınca konunun epey karmaşık olduÄŸu ortaya çıkar. Dünya Bankası, farklı kurumların aile bazındaki araÅŸtırmalardan topladığı verileri göz önüne alarak, geliÅŸmekte olan ülkelerde günde 1 dolarlık yoksulluk çizgisinin altına düÅŸen popülasyon oranlarını (1993 fiyatlarıyla) tahmin etti. Bu hesaplara göre aşırı yoksulluÄŸun toplamda azaldığı görüldü. Bu trend özellikle DoÄŸu, Güney ve GüneydoÄŸu Asya'da daha belirgin. Çin, Hindistan ve Endonezya'da yoksulluk büyük ölçüde azaldı. Oysa bunlar, uzun süredir kitlesel kırsal yoksulluklar ülkesi olarak tanınıyordu ve buralardaki nüfus geliÅŸmekte olan ülke nüfusunun yüzde 50'sini içeriyordu. 1981 ile 2001 arasında günde 1 dolarla yaÅŸayan insan kırsal kesim popülasyonu Çin'de yüzde 79'dan yüzde 27'ye, Hindistan'da yüzde 63'ten yüzde 42'ye ve Endonezya'da yüzde 55'ten yüzde 11'e düÅŸtü. Genel olarak en yoksullar daha yoksullaÅŸmasa da, bu kiÅŸilerin yaÅŸamlarındaki düzelmenin küreselleÅŸmeden kaynaklandığına iliÅŸkin somut bir kanıt öne süremiyor. Çin 'de bu trendi tetikleyen faktörlerin, altyapının geliÅŸmesi, 1978 toprak reformu (Mao-dönemi komünleri dağıtılmıştı), tahıl destekleme fiyatları ve köyden kente göçler üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması gibi iç geliÅŸmeler olduÄŸu söylenebilir. Aslında yoksulluktaki azalmanın büyük bir bölümü 1980'li yılların ortalarında ­dış ticaret veya yatırımlardaki büyük geliÅŸmelerden önce- meydana geldi. 1981 ve 2001 yılları arasında uluslararası yoksulluk çizgisinin üzerine çıkan 400 milyon Çinlinin dörtte üçü buraya 1987 yılında gelmiÅŸti. Benzer ÅŸekilde Hindistan 'daki kırsal yoksulluktaki azalma tarımdaki YeÅŸil Devrim'in yaygınlaÅŸmasına, hükümetin yoksulluk-karşıtı programlarına ve sosyal hareketlere baÄŸlanabilir. Özetle bu geliÅŸmenin nedeni 1990'lı yıllardaki ticaretin serbestleÅŸtirilmesi deÄŸildi. Endonezya'da YeÅŸil Devrim, makroekonomik politikalar, pirinç fiyatlarında saÄŸlanan istikrar ve kırsal altyapıya yöneltilen yatırımlar kırsal yoksulluÄŸun azaltılmasında çok önemli roller oynamıştır. DoÄŸal olarak küreselleÅŸme, emek-yoÄŸun üretimdeki istihdamı artırarak pek çok Çinli ve Endonezyalıyı 1980'li yılların ortalarından itibaren yoksulluktan çekip çıkarttı. Ancak bu son 25 yıldır meydana gelen ekonomik ilerlemenin yalnızca tek bir nedenidir. KüreselleÅŸmenin avantajlarına kuÅŸku ile yaklaÅŸanlar ise Sahra çölü'nün güneyindeki bölgelerde yoksulluÄŸun inatla devam ettiÄŸini öne sürüyor. 1981 ve 2001 yılları arasında uluslararası yoksulluk çizgisinin altında yaÅŸayan Afrikalıların oranı yüzde 42'den yüzde 47'ye yükseldi. Ancak bu yoksullaÅŸmanın, küreselleÅŸmeden çok dengesiz ve çürümekte olan politik rejimlerle ilgisi olduÄŸu düÅŸünülüyor. Öyle ki, siyası istikrarsızlık bu ülkelere yapılması planlanan yatırımlara da sekte vurduÄŸu için küreselleÅŸmeye engel olarak görülüyor. OLUMSUZ ÇALIÅžMA KOÅžULLARINDA GÖRECE DÜZELME Küresel piyasa rekabetinin hüküm sürdüÄŸü tüm ülkelerde genel olarak yetenekli, eÄŸitimli, bilgili ve giriÅŸken kiÅŸileri ödüllendirilir. Yoksul kiÅŸiler, her yerde sermayeye eriÅŸim ve yeni beceriler edinme olanağından yoksun oldukları için engellenirler. GeliÅŸmekte olan bazı ülkelerde ­örneÄŸin Meksika'da- iÅŸçiler emek yoÄŸun üretimlerdeki iÅŸlerini Asya'daki aynı konumdaki iÅŸçilere kaptırmış bulunuyor. Ancak aynı anda yabancı sermaye, yeni iÅŸ alanlarının açılmasına önayak oluyor. Bütün bu geliÅŸmeler bütünüyle ele alındığında bunların toplamı net bir geliÅŸmeyi iÅŸaret ediyor. Meksika'da düÅŸük ücretli yoksulluk, uluslararası ekonomiyle baÄŸlantılı bölgelerde azalıyor. San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nden Gordon H.Hanson 'ın Meksika'nın spesifik bir bölgelerinde yaÅŸayan insanlar üzerinde yürüttüÄŸü bir çalışmaya göre, 1990'lı yıllardaki ortalama ücretler, küreselleÅŸmeden etkilenen eyaletlerde, hiç etkilenmeyen eyaletlere göre yüzde 10 daha yüksekti. BangladeÅŸ, Vietnam ve Kamboçya gibi Asya'nın yoksul ekonomilerinde çok sayıda kadın ÅŸimdi tekstil sanayinde çalışıyor. Bunların ücretleri dünya standartlarına göre düÅŸük olmakla birlikte, bu ücretler, söz konusu iÅŸçi kadınların alternatif iÅŸlerden alacakları ücretlerden daha yüksek. Olumsuz çalışma koÅŸullarındaki sömürü düzeninden kaygı duyanlar, bu kadınların konumlarındaki görece iyileÅŸmeyi dikkate almak zorundalar. ÖrneÄŸin BangladeÅŸ'te bir tekstil ÅŸirketinde çalışan Rahana Chaundhuri içinde bulunduÄŸu durumu ÅŸöyle anlatıyor: "Bu iÅŸ zor. Ve bizler çok da iyi muamele görmüyoruz. Yöneticiler biz kadınlara gerekli saygıyı göstermiyor. Ancak dışarıda çalışanlar için hayat daha zor. Köyümde kalsaydım elime daha az para geçecekti. Fabrikaların dışında, insanlar sokaklarda bir ÅŸeyler satmaya çalışıyor veya inÅŸaatlarda amele olarak çalışıyor. Bunların kazancı benim kazandığımdan çok daha az. Seçme ÅŸansımız çok deÄŸil.. Tabi ki ben de daha iyi koÅŸullarda yaÅŸamak isterim. Fakat bu iÅŸ sayesinde çocuklarım yeterince besleniyor. Böylece yaÅŸantımız daha iyi olabilir." Bu görece iyileÅŸmenin belirtileri, bu tür olanaklar ortadan kalktıktan sonra daha iyi anlaşılıyor. 1993 yılında ABD'de çocuk emeÄŸine dayalı ithal mallarına getirilen yasak nedeniyle, BangladeÅŸ 'teki giyim sanayi yaklaşık 50.000 çocuk iÅŸçiyi iÅŸten çıkarttı. UNICEF ve yerel yardım kuruluÅŸları bu çocuklara ne olduÄŸunu araÅŸtırdı. Yaklaşık 10.000 çocuk okula gitti. Ancak geride kalanların pek çoÄŸu, taÅŸ kırma ve fahiÅŸelik gibi daha kötü koÅŸullarda çalışmak zorunda kaldı. Tabi ki bütün bu sonuçlar giyim sanayinde çocukların maruz kaldığı kötü koÅŸullara bir gerekçe oluÅŸturmaz. Ne var ki bu bölgelerde yoksullar için varolan sınırlı iÅŸ olanaklarını da göz ardı edemeyiz. YOKSULLUÄžUN ULUSAL NEDENLERİ Uluslararası ekonomiye entegre olmak, saÄŸlanan olanakların yanı sıra bazı sorunlara da yol açar. Yeni açılan iÅŸlerin eskilerinden daha iyi olduÄŸu durumlarda bile bu geçiÅŸ sancılı olur. Pek çok yoksul ülke iÅŸini kaybedip, yenisini bulamayan insanlara yeterli sosyal desteÄŸi saÄŸlayamaz. Dahası yoksulların çoÄŸunluÄŸu küçük çiftliklerde veya aile ÅŸirketlerinde çalışır. Bunların karşı karşıya kaldıkları sorunlar genellikle bölgesel ve yereldir. ÖrneÄŸin kredi bulmakta zorlanırlar; altyapıları yetersizdir; hükümet yetkilileri ancak rüÅŸvetle çalışırlar; toprak üzerinde en ufak bir hakları yoktur. Zayıf yönetimler, dengesiz rejimler, yozlaÅŸmış siyasiler ve bürokratlar, gelir dağılımındaki adaletsizlikler bir araya geldiÄŸinde,yoksulların fırsatları deÄŸerlendirmeleri olanaksızlaşır. Bu ulusal sorunları çözmeden yeni pazarlar yaratmak, insanların olumsuz koÅŸullarda rekabete girmesi anlamına gelir ve bunun da sonuçları çoÄŸunlukla yoksulluÄŸun daha da derinleÅŸmesi demektir. Bunun tam tersi, piyasalar ticarete ve uzun vadeli sermaye giriÅŸine açıldığında, eÄŸer ulusal politikalar ve kurumlar doÄŸru iÅŸliyorsa yoksulların daha da yoksullaÅŸması gerekmez. Ülkelerdeki vaka analizleri karşılaÅŸtırıldığında bu daha iyi anlaşılır. ÖrneÄŸin 1980'li yılların başında Mauritius ve Jamaika'daki kiÅŸi başına düÅŸen ulusal gelir aynı olmakla birlikte, bu tarihten sonra bu iki ülkenin ekonomik performansları büyük ölçüde farklılaÅŸtı. Mauritius iÅŸbirliÄŸine yatkın kurumları ve hukuk devletine yaraşır altyapısıyla, suç ve ÅŸiddetin pençesine düÅŸen Jamaika'yı hızla geride bıraktı. Güney Kore ve Filipinler'de 1960'lı yılların başında kiÅŸi başına düÅŸen ulusal gelir aynı düzeyde seyrederken, Filipinler siyasi ve ekonomik çöküÅŸ içine girdi (özellikle iktidarın ve milli gelirin birkaç kiÅŸinin elinde toplanmasına baÄŸlı olarak). Dolayısıyla Filipinler geliÅŸmekte olan ülkeler statüsünde kalırken, Güney Kore geliÅŸmiÅŸ ülkeler sıralamasına dahil oldu. Bostwana ve Angola Güney Afrika'da iki elmas ihraç eden ülkeyken, Bostwana demokratikleÅŸme ve kalkınma yolunda hızla ilerledi; Angola iç savaÅŸ ve yozlaÅŸmanın pençesinde hâlâ ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bu deneyimler ve diÄŸer ülkelerdeki geliÅŸmeler, yoksulluÄŸu yok etmek için uygulanan programların küreselleÅŸme faaliyetlerine baÄŸlı olarak engellenmediÄŸini gösteriyor. Ülkelerin ekonomilerini düze çıkartmak için sosyal programlarını terk etmemeleri gerekiyor. Kaldı ki sosyal ve ekonomik hedefler birbirine destek vermek zorunda. Küçük üreticiler için toprak reformu, kredi ve hizmet olanaklarının geniÅŸletilmesi, iÅŸsizler için kamu-çalışma programları, çalışanların temel eÄŸitimlerinin ve saÄŸlık gereksinimlerinin karşılanması, çiftçilerin ve iÅŸçilerin verimliliÄŸini yükseltir ve böylece ülkenin küresel rekabet gücü artar. Bu tür programlar, bütçedeki öncelik taşıyan kalemlerinin yeniden düzenlenmesini gerektirdiÄŸi gibi bu ülkelerdeki siyasi ve idari çerçevenin daha dengeli bir yapıya kavuÅŸturulmasını da gerekli kılar. Ne var ki kalkınmanın önündeki engeller genellikle ulusal niteliktedir. DiÄŸer taraftan, ekonomiyi uluslararası ticarete kapamak, toprak aÄŸaları, siyasiler, bürokratlar ve yönetimin saÄŸladığı destek fonlarıyla beslenen zenginler gibi çıkar çevrelerinin gücünü azaltmaz. Sonuç olarak, küreselleÅŸme karşıtlarının iddia ettiÄŸi gibi, geliÅŸmekte olan ül kelerin önündeki temel sorun küreselleÅŸme deÄŸildir. DiÄŸer taraftan serbest ticareti destekleyenlerin büyük bir heyecanla savunduÄŸu gibi, küreselleÅŸme, bu ülkeler için tek çözüm de deÄŸildir. SERBEST TİCARET VE ÇEVRE KüreselleÅŸmenin çevre üzerindeki etkisi nedir? Pek çok çevreci, uluslararası entegrasyonun, ormanlar ve denizler gibi kırılgan doÄŸal kaynakları aşırı tükettiÄŸini ve dolayısıyla yoksulların yaÅŸam alanlarının ellerinden alındığını iddia ediyor. Çok uluslu ÅŸirketlere yöneltilen suçlamalardan biri bunların yoksul ülkelerde akın ederken ellerinde gevÅŸek bir çevre standardının olduÄŸu yönünde. Ancak bu konuda çok az istatistiksel çalışmanın yapılmış olması iddiaların saÄŸlam bir temele oturtulmasını engelliyor. 2003 yılında Dünya Bankası'ndan Gunnar Eskeland ve Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden Ann Harrison , Meksika, Fas, Venezüela ve FildiÅŸi Sahili'nde yaptığı araÅŸtırmalarda, ÅŸirketlerin zengin ülkelerdeki sıkı çevre koruma yasalarından kaçmak için buralarda yatırım yaptıklarına iliÅŸkin somut kanıtlar elde edemediler. Söz konusu araÅŸtırma, yatırım kararlarını etkileyen en önemli faktörün yerel pazarın büyüklüÄŸü olduÄŸunu ortaya koydu. Yoksullukta olduÄŸu gibi, gevÅŸek çevre standartları ulusal siyasetin veya kurumların hatasıdır. Kamuya ait taşınmazların ve kaynakların kullanımıyla ilgili yasaların doÄŸru dürüst düzenlenmemiÅŸ veya gereÄŸince uygulanmamış olması, bunların aşırı tüketilmesine yol açar. Hükümetler, güçlü siyasi lobilerin etkisiyle kıymetli doÄŸal kaynakların fiyatlarını düÅŸük tutabilirler. ÖrneÄŸin Hindistan'daki sulama kaynakları, Rusya'da enerji, Endonezya ve Filipinler'deki kereste imtiyazı gibi. Sonuç, beklenildiÄŸi üzere, kaynakların tükenmesidir. Kesin olan ÅŸu ki, bir ülke çevre koruma konusunda saÄŸlam önlemler almadan pazarlarını dışarıya açarsa çevre sorunları giderek kötüleÅŸir. EYLEME DÖNÜÅžEN TARTIÅžMALAR Neyse ki iki uç arasındaki küreselleÅŸme tartışmaları giderek yerini bazı somut önlemlere ve anlaÅŸmalara bırakıyor. Pek çok alanda iki kampı destekleyenler, çok uluslu ÅŸirketlerin, örgütlerin, geliÅŸmekte olan ülke hükümetlerinin ve ulusal yardım kuruluÅŸlarının yoksullara yardım programları konusunda görüÅŸ birliÄŸine varmalarının potansiyel yararları olduÄŸunu kabul ediyorlar. ÇekiÅŸmeli tartışmaların dışına çıkarak iÅŸbirliÄŸi ve görüÅŸ birliÄŸine varmanın milyonlarca insanın hayatını karartan yoksulluÄŸa bir çözüm getirebileceÄŸi umudu giderek yaygınlaşıyor. Tartışma aÅŸamasındaki bazı önlemler ÅŸöyle: SERMAYE KONROLÜ: Uluslararası yatırım akışı, uzun vadeli sermaye (makine ve teçhizat gibi) ve spekülatif kısa vadeli sermayeden (hisse senetleri, bonolar ve nakit gibi) oluÅŸur. Kısa vadeli sermaye bir mouse'a tıklamakla gerçekleÅŸebileceÄŸi için -bir filin zücaciye dükkanına girmesi gibi- hassas bir dengeye sahip ekonomilere çok büyük zarar verebilir. 1997'deki Asya krizi buna en iyi örnektir. Tayland'da bir yıl içinde yoksullaÅŸma hızı yüzde 50 oranında artmıştı. Endonezya'da kısa vadeli mevduatların kitlesel olarak bankalardan çekilmesi üretim sektöründe ücretlerin yüzde 44 oranında düÅŸmesine neden olmuÅŸtu. Pek çok ekonomi bugün (serbest ticareti destekleyenler de dahil olmak üzere) kısa vadeli sermaye hareketlerinde bir tür kontrolün uygulanmasına sıcak bakıyorlar. Bu önlem, özellikle ulusal finans kurumlarının ve bankacılık standartlarının zayıf olduÄŸu ülkelerde daha önemli. Çin, Hindistan ve Malezya'nın Asya mali krizinden az zararla çıkmalarının temel nedeni, sermaye kaçışları konusundaki sert önlemler alması olabilir. Ne var ki ekonomistler bu kontrollerin ne ÅŸekilde olması ve sermaye maliyeti üzerinde ne türlü etkilerinin olacağı konusunda görüÅŸ birliÄŸine varmış deÄŸiller. GEVÅžETİLMİŞ KORUMACILIK: Pek çok yoksul ülkenin geliÅŸmesi önündeki temel engel küreselleÅŸmenin çok fazla olması deÄŸil, tam tersi çok az olmasıdır. Zengin ülkelerin ithalatı kısıtlamaları ve kendi üreticilerini desteklemeleri durumunda dünyadaki yoksulların yoksulluktan kurtulmaları çok zordur. Zengin ülkelerdeki ithal tarım ürünlerine uygulanan gümrük vergileri ve destekleme fonları yüzünden geliÅŸmekte olan ülkelerin toplam kaybının yaklaşık 45 milyar dolar olduÄŸu tahmin ediliyor. Yine aynı ülkelerin tekstil ve giyim sanayi üzerindeki ticari kısıtlamaları yüzünden kayıpları 24 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamlar zengin ülkelerin yoksullara yaptığı dış yardımları aşıyor. DoÄŸal olarak bu kayıp, yoksul ülkeler arasında da eÅŸit olarak dağılmış deÄŸil. İthalat kısıtlamaları ve destekleme fonları kaldırıldığı anda bu rahatlamadan bazıları daha fazla yararlanacak. GÜVEN TAZELEMEK: Yoksul ülkelerdeki küçük ithalatçılar, zengin ülkelerin pazarlarına girebilmek için gerekli olan yeterince güçlü pazar aÄŸlarından ve marka avantajından yoksundur. Çok uluslu perakendeci ÅŸirketler bunlara yardım elini uzatsa da bunların istediÄŸi marjlar ve bedeller çok yüksektir. ÖrneÄŸin uluslararası kahve piyasası 4 ÅŸirket tarafından yönetiliyor. 1990'lı yılların baÅŸlarında kahve ihraç eden ülkelerin kahve üzerinden kazançları yaklaşık 12 milyar dolar, perakende satışlar ise 30 milyar dolar civarındaydı. 2002 yılında perakende satışlar yaklaşık iki katına çıkarken, kahve üreten ülkeler 10 yıl önceki gelirlerinin yalnızca yarısını kazanabildiler. Bunun nedeni küresel pazarlar deÄŸil, birkaç perakendeci ÅŸirketin tekel haline gelmesiyle, bu pazarlara eriÅŸimin engellenmesi ve üreticilerin aldığı fiyatların düÅŸmesiydi. Bazı sanayi dallarında ÅŸirketler aktif olarak bir araya gelerek fiyatları sabitlerler . Bazı ekonomistler uluslararası bir anti-tröst araÅŸtırma biriminin kurularak bu tip müdahalelere engel olunmasını talep ediyorlar. Bu tür bir anti-tröst birimlerinin yaptırım gücü az olsa bile, kalkınmakta olan ülkelerde kamuoyu oluÅŸturup, anti-tröst faaliyetlerin güçlenmesini saÄŸlayabilirler. Ayrıca pek çok ulus tarafından onaylanmış kalite-sertifikası programları, yoksul ülke ürünlerinin küresel pazarlarda kabul görmesini kolaylaÅŸtırabilir. SOSYAL PROGRAMLAR: Çok sayıda ekonomist, ticaretin bir ülkeyi kalkındırması için o ülkenin hükümetinin gelir ve zenginlikleri adaletli bir ÅŸekilde dağıtmasının gerekli olduÄŸuna inanıyor. Böylece ekonominin dışa açılmasından kârlı çıkanlar, elde ettikleri zenginlikleri kaybedenlerle paylaÅŸmış olurlar. Bazı programlar bu baÄŸlamda çok yararlı olabilir. ÖrneÄŸin yoksul ailelerin çocuklarını okutmaları için burs saÄŸlamak, çocuk emeÄŸinin sömürülmesini engellemekte ithalatın yasaklanmasından daha etkilidir. ARAÅžTIRMA: Asya'da yoksulluÄŸun azaltılmasında yeÅŸil devrim çok önemli bir rol oynamıştır. Yeni uluslararası özel-kamu iÅŸbirliÄŸi yoksullar için uygun ürünlerin geliÅŸtirilmesine yardımcı oluyor (ilaçlar, aşılar gibi) Halihazırdaki uluslararası patent rejimine göre çok uluslu ilaç ÅŸirketleri yoksul ülkelerde milyonlarca insanın ölümüne yol açan sıtma veya verem gibi hastalıklar konusunda yüksek maliyetli araÅŸtırmalar yapmaya pek hevesli görünmüyor. Ancak Dünya SaÄŸlık Örgütü, Sınır Tanımayan Doktorlar ve Bill&Melinda Gates Vakfı gibi özel vakıflar araÅŸtırma konusunda iÅŸbirliÄŸine sıcak bakıyorlar. ZENGİN ÜLKELERDE GÖÇMEN REFORMU: Daha fazla sayıda düz -kalifiye olmayan- iÅŸçinin zengin ülkelere "konuk iÅŸçi" statüsü altında gelip çalışması, yoksulluÄŸun azaltılmasında en etkili programlardan biridir. Ancak ÅŸu anda bu fikre kimsenin sıcak bakmadığı görülüyor. KüreselleÅŸme karşıtı basit sloganlar dünya yoksulluÄŸunun azalmasına yardımcı olmuyor. Bu konunun çözümünün ne denli karmaşık olduÄŸunu anlamak, çözüme bir adım daha yaklaÅŸmak demektir. Özetle çözüm ulusal ve uluslararası politikaların birlikte yürütülmesinde yatıyor. Reyhan Oksay Kaynak: Scientific American- Nisan 2006 Bu konuda ilave kaynaklar: 1) Journal of Development Economics, Vol 70, No.1, pages 1-24; Åžubat 2003 2) Journal of International Development, Vol 13, No.1, pages 93-109, Ocak 2004 3) World bank Research Observer, Vol. 19, No.2, pages 141-170; Sonbahar 2004 4) National Bureau of Economic Research Working Paper No.11027. Cambridge, Mass.Ocak 2005 Resim altları : 1990'larda Çin, Jiangxi Eyaleti'nde pirinç tarlaları 1999 yılında Åžanghay'dan bir görüntü 1990'larda Tayland'da bir tekstil fabrikasında çalışan Birmanyalı sığınmacılar 2002 yılında Hindistan, Mumbai'de Mahim Tren istasyonu yakınlarındaki bir genelev 2004 yılında Botswana, Gaborone'da bir seçim istasyonu Tayland'ta kaçak olarak çalıştırılan çocuk iÅŸçiler

Entry Filed under: haber-yorum. .

1 Comment Add your own

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Son Yazılar

Galery

Jump Start

Awaiting someone...(FP :-)

Renkli bir kartpostal olur en güzel gündoğumları bile...

More Photos

site giriÅŸ

sayaç